13 Haziran 2012 Çarşamba

Yersen getireyim!

"Farkında olmak mutsuzluktur!" dedi arkadaşım. Yaz olmasına rağmen esaslı serindi hava, ve dışarısında oturuyorduk..sokak arası bir cafedeydik..

İçim dışımdan daha fazla üşüdü idrak edince.

Kaçak çay yoktu, içimdeki eksiklik hissi , yerini aşırı doymuşluğa bırakıp, naralar atarak helalleşmeden kaçıp gözden kayboldu. Hazımsızlık hissi yemek borumu deliyordu .

Sigaranın çoğunu rüzgarla, sırasıyla çeviriyorduk.

Bi kitap okusam hayatım değişse diyen , köyümdeki akarsu bozuntusundan daha sığ fikirlere sahip olanları düşündüm, mutlu olmama yetmedi, mutlu olsam paradoksu benim icat etmişliğim varsayılacak kadar saçma olurdu, çünkü bu da bir çeşit farkındalıktı. İşin acı yanı ,yavşak plaza ağzıyla söylenmiş  ağzını kutuplardan basık ekvatordan şişik bir yapıya büründürerek "farkındalık yaratmak" lafına da hiç benzemiyordu az önceki.

Bazı laflar insanın üzerinden tank gibi gelir geçer, bazılarıda tank gibi gelir üzerinde dururdu..

Sanırım bu 2. kategorideydi..
Sanırdım, çünkü hala sıhhatli düşünecek modda değildim.

Gerçeklikle olan ilişkimin, ben doğduğumda 376.000 km ötedeki gezegenin duruş şeklinden kaynaklanmadığını Rezzan Kiraz ' ı ilk gördüğüm anda anladığımdan bu yana  mutsuzdum ama.

Olayları basite indirgemek, götünün yemediği gerçeklerle yüzleşmemek, karmaşıklığını çözemediğin denklemlere bakıp  bu soruda hata var demek, neden sorusunu bir kez olsun yerinde ve zamanında soramamak, bilmiyorum ki ya vardır bir sebebi demek.. bütün bunlar mutluluğa açılan kapıysa eğer , o kapının ardında ne olduğunu merak bile etmemek tam da durulması gereken yerdi..
Yada bunları yapmamak yer miy di?

Mutsuzluk ve umutsuzluğun kendine tekrarlayan biçimde birbirini tetiklediği, beynin kısık ateşte pembeleşene kadar kızardığı bir kapıya açılıyor bütün kapılar,
bunun panzehiri gerçekliğe atılan bir vücut çalımı olacaksa eğer, o çalım kişinin kendi kendisine attığı çalımdan başka birşey olamaz.

Peki gerçekliğin ne kadarına dayanabileceğimiz seçimi, vücudumuzda sayısını bilmediğimiz kadar fazla bulunan hücrelerde içiçe geçmiş 46 çift sarmallarda bulunan, gözle göremediğimiz maddelere yüklenen bir yük mü? yoksa elle tutamadığımız ve adına irade dediğimiz şeyin bir çeşit seçimi mi?
Dahada önemlisi bu seçim nasıl oluyar da Şam'dan Halep'e sürüklüyor benlikleri?

Sanılanın aksine, gerçekliği her ne olursa olsun sınırsız kabullenmek, bir üst limit koymaksızın realite manyağı olmak, karizmatik gözüksede , sebepsiz bir paratoner olma sevdası gibi de yorumlanabilir.

En nihayetinde, Normal şartlar altında , eşit koşullarda ve sabit basınçta bir Seda Sayan'ın, benden çok daha mutlu olması şaşırtıcı gelmiyor kulağa. Yersem böyle yani..

Sonuç olarak; uzun vadede amaç ne ki?

***
İçimize işleyen yanıyla bu şiirde akıllarda kalsın..
şu yüce dağları duman kaplamış
yine mi gurbetten kara haber var
seher vakti burda kimler ağlamış
çimenler üstünde gözyaşları var..


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder