20 Aralık 2011 Salı

Okunası Kitap(3)-Kraliçenin Pireleri

Hayatın çelişkilerle dolu olduğu gerçeği ile yola çıkıp, her köşebaşında bunu basit örneklerle avucumuza zorla sıkıştıran bir kitap 'Kraliçenin Pireleri'.
Aşka,hüzne,çelişkiye,yorgunluğa,mahçupluğa,eksikliğe,tekdüzeliğe,umuda,klişeye,yavşaklığa,suçluluğa ve hasılı insan dair ne varsa mutlaka temas ediyor biryerlerden.
"sorun şu ki Tanrım, gömleğim önden yırtıldı" yazısı ile Nuh tufanına açıyorsunuz gözlerinizi, mahcubiyetten, saflığın yitirilmişliğinden...
kitap bir şarkıysa türü kesin arabesk, ufaktan rendeliyor içinizi..

-kitaptan bir bölüm-
kalbime sıkışmış bir hayvan içimden kemiriyor bedenimi. sık sık uyanmam bundan gece yarıları. çalan her telefondan ürküyorum. yastığımla başımı kapatıp kurtulmaya çalışıyorum. söyleyebileceğim hiçbir şey yok. artık buradan gitmelerini ve başka kâbuslara düşmelerini diliyorum.
bu gecenin hiç bitmeyeceğinden korkuyorum. yaşlı kadınların hayatlarını çalıyor kargalar. her sabah evlerin önünde siper tutuyorlar. işte böylesi endişeler çınlıyor kulaklarımda. böylesi gereksiz, böylesi saçma.
tanrım biliyorum senden çok şey istiyorum.
ve biliyorsun ki artık bir başkası yok.
ve biliyorsun ki kalbim yarılacak.
biliyorsun ki geceler uzamaya başladı.
biliyorsun ki,
“yalnız hüznü vardır, kalbi olanın.”

19 Aralık 2011 Pazartesi

Zeynebim

Erkan Oğur bu türküyü her söylediğinde, aslında o kadar da kötü  ve samimiyetsiz bir dünyada varolmadığımıza olan inancım artıyor. Biraz Zeynep'e aşık olup sonra gelin olmasına hüzünlenirken buluyorum kendimi.

saf aşkın , sevginin, konsantre halini Zeynep üzerinden yanıbaşımızda mırıldanıyor. hüzünlendirirken bile ümit zerkediyor

12 Aralık 2011 Pazartesi

Bir kuş giderken neler götürebilir ki yanında?

Her sabah pencerenin kenarına konan kuş artık gelmez olmuştur.Bayat ekmek kırıntıları,alıngan bir kuşun geride bıraktığı son parçalardır.Kimbilir hangi hoyratlığına alınıp gitmiştir buralardan.
Birkaç sabah daha merakla pencerenin kenarına baktığınızda,kırıntılar hâlâ oradaysa,küçük bir iç burkuntusu hepsi o kadar...

Bir kuş giderken neler götürebilir ki yanında?

Oysa bir sevgili giderken pek çok şeyi alıp gitmiştir.
Utangaç ilk dokunuşları,
akşam vakti sinema çıkışında yağmura yakalandığınızdaki sarılmaları,
kimi sayfalarındaki satırların altı çizili şiir kitaplarını,
telefon konuşmalarındaki ağlayışlarını,
soğuk bir havada boynuna doladığın ve onun kokusu sinmiş kaşkolu,
karşılıklı içilen kahvelerin değişmez fincanlarını,
filmlerden ezberlediğiniz ve birbirinize söyleyip durduğunuz replikleri,
arkadaşlarınızla birlikteyken kaçamak olarak birbirinize fırlattığınız şehvetli bakışları,
doymamacasına dinlediğiniz bir Ortadoğu ezgisini,
Balat sokaklarına gizlediğiniz gülümsemeleri,
sık gittiğiniz bir lokantanın kokusunu,
evlenince ilk hafta yapılacak yemekler listesini,
simidin yanında şekersiz içilen çayları,
minicik ağızlarıyla kurşun emen çocukların acısıyla burkulan yüreğini,
tülbendine,hain bir bombardımanda ölen kocasının kanı bulaşmış ve ağlayıp duran kadının hüznüyle kan çanağına dönmüş güzel gözlerini,
bir ebru deseninden ayırt edilemeyecek ellerini,
unutulmuş bir randevudan kopan tartışmaları,
kendi elleriyle yaptığı ve tuzun fazla kaçtığı bir yemeği tadarkenki yüz buruşturmalarını,
her gece ayın şekline bakıp verdiği yeni isimleri,
saçlarını çiçek tarlasına dönüştüren minik tokaları,
çocukluğundan beri sakladığı ve artık parçalanmaya yüz tutmuş,sağından solundan ipler sarkan bez bebeği,
solgun gecelerin ayazında birlikte edilen duaları,
hayata ve insan olmaya dair bitimsiz konuşmaları,
küçük sakarlıkların ardından gözlerimizden yaşlar getiren kahkahaları,
sokak lambasının neşeli ışığıyla paylaşılan yalnızlıkları,
cızırtılı bir radyoda çalan şarkıya dans ederek eşlik edişleri,
bazı satırlarındaki mürekkebi gözyaşlarıyla dağılmış mektupları,
lunaparkta bindiğiniz atlıkarıncadan birbirinizin elini tutma isteğini ve çocuklarınkine karışmış neşeli bağırışları,
gözden uzak,eski,küçücük bir caminin,içinde birkaç yaşlının oturupta ölümü beklediği avlusundaki hevesli sözleri,
sudan sebeplerle edilen bir kavganın ertesinde özür dileyebilmek için bahane aramaları ve mahçup bakışları,
kaybettiğimiz iyi dostları anarken gözlerinin dolup dolup taşmalarını,
onun yüzü,bakışları,elleri,hüznü,sevinci,hayatınıza girdiği ilk andan itibaren yaşanılan her ne varsa alıp gitmiştir sevgili.

Bir sevgili gittiğinde,ona baktığınız gözlerinizi de alıp gitmiştir.

Bir sevgili gittiğinde,altında onunla dolaştığınız gökyüzünü de alıp gitmiştir.

Bir kuş,bir sevgili...

İnsan kaybettikleriyle insandır.

**Tarık TUFAN**

6 Aralık 2011 Salı

Beni yeniden doğur

Seni görmem gerekiyor anne...

Önce ellerimi tut. Sonra senden başka kimseler bilmesin burada olduğumu. Ne cevap ver çalan telefonlara, ne de çalınan kapıları aç. Farketmesin hiç kimse evde olduğumuzu. Koyu bir sessizlikte gizleyelim varlığımızı.

Sen bana çocukken gizlendiğim odalardan bahset. Kaçtığım sokak köşelerini, uzun uzun arayışlarını, bulunca içtenlikli sarılışlarını anlat. Benimse gizlenmekten vazgeçmeyişlerimi. Ben sana gidemediğim ülkelerden söz edeyim. Rüyalarımda tam kaçarken bacaklarımın tonlarca ağırlaştığını, adım atamadığımı, yakalandığımı, terlediğimi anlatayım. Sen bütün rüyalarımı hayra yor.

Ellerini saçlarımın arasında gezdir. Gözlerimin üzerinde gezdir ellerini. Yaralarımın üzerinde gezdir, ellerin şifa olsun. Çocukken dizlerimde bir türlü geçmeyen, acı veren yaralarımın nasıl iyileştiğini anlat. Ben görünmeyen yaralarımı anlatayım.

Benim için kaygılan, acı çek, tedirgin ol, gözlerin dolsun...

Benim için yalan söyle, telaş et, ağla.

Ben sana pişmanlıklarımı anlatayım. Sen yargılamadan teselli et. Gözlerimi kaçırayım gözlerinden, utanayım. Ellerinle tut yüzümü, gözlerini gözlerine çevir. Soluklarını hissedeyim yüzümde. Sesin dua olsun, yüzüme üfle.

Ellerimi tut, senden başkası bilmesin burada olduğumu. Her kapı çalınışında tedirgin olayım. Başımı göğsüne yasla, eskiden kalma bir türküye sığınalım.

Sen bana yol ol. Bütün tuzaklardan emin olayım.

Sen bana sabah ol. Bütün karanlıklardan emin olayım.

Sen bana tövbe ol...

Bana yeniden gebe kal. Yeniden sancılar çek gece yarılarında. Beni yeniden doğur. Masumiyeti hatırlat. Günahlarımdan sıyrılayım.

Sen Meryem ol, ben İsa olayım.

Susayım doğar doğmaz, hiç konuşmayayım. Yıllar geçse de konuşmayayım.

Sükutum senin günahın olsun. Seni, benim yerime çarmıha gersinler.

Korkularım tüketsin beni. Sana ihanet edeyim, sen yine de beni affet.

Ben gözlerimi gözlerinden kaçırayım. Sen ellerinle tut yüzümü gözlerimi gözlerine çevir. Utanayım utangaçlığım ölümüm olsun. Gözyaşı olalım ikimiz de.

Bana kaybettiklerimi buldur. Benim için dizdiğin tespih tanelerini anlat. Uğruna gözlerini verdiğin ince tığ işlerini. Birlikte sırtladığımız çuval dolusu kazak yakalarından kazandığımız paralarla bana aldığın fiyakalı spor ayakkabılarını, eşofmanlarımı anlat.

Ben sana, çalıştığım atölyelerde en çok seni özlediğimi anlatayım. Aldığım haftalıklara elimi bile sürmeden sana getirmek için koştuğumdan söz edeyim. Senin her söylediğine nasıl inandığımı anlatayım.

Bana geçmişi anlat ama zamandan merhametli ol bana.

Ellerini yüzümde gezdir.

Sen benim yaşamımın en bilge yüzüsün.

Beni yeniden doğur...

Tarık Tufan

4 Aralık 2011 Pazar

Okunası Kitap(2)-Yavaşla

Hızlı olan, hızla tüketilen, çabuk vazgeçilen,
muhabbetler, alışkanlıklar ve ilişkiler.
Modern hayatın kendisi gibi bireyler peydahlaması,
hızlı yaşayıp genç ölmeye çalışan, ve malesef bunu başaran, ama asıl görmesi gerekenleri malum hızından dolayı ıskalayan, samimiyetsiz ve içi boşaltılmış hayatları kutsayan bir zümre oluşturdu.
bize ait olan her ne varsa bırakıp, dönemin yavşak öğretilerini cilalayıp özümsedik.
sakince durup düşünme fırsatı vermedi bu öğretiler bize, koşup koşup yorulduk.
oysa herşeyin daha basit bir açıklaması olmalıydı, ve vardı da;
kitapta da sıklıkla vurgulandığı gibi;
yavaş güzeldir!

Kemal Sayar, yavaş yavaş ,sakin ve olması gerektiği gibi yaşayalım diye kaleme almış.
Yavaşla!