31 Mayıs 2012 Perşembe

bana kurban bayramını resmedebilir misin abidin?

kendimi arıyorken olmaktan korktuğum yerdeydim. ilkokul 3. sınıfta ve kurban bayramı dönüşü ilk resim dersindeydim. bütün derslerimize giren öğretmenimize itelenmiş resim dersi de en a bize olduğu kadar ona da ızdıraptı. içindeki picassoya: dur b'oğlum iki dakka insan taklidi yap demeyen genç yeteneklere iki gündür dişlerimle entegre olmuş kavurmayı dilimle taciz ederken uzaktan bakıyordum. kenarı telli resim defterine ve monaminin 32 renkli pastel boyalarına sahip doktor çocukları ve gazetelerin promosyon olarak verdiği plastik kaplamalı 6lı renkli kurşun kalem sahiplerinin ta o zamandan inceden hissettirdiği kast sisteminde her zamanki gibi tam arada ve kayıtsız olarak hakemlik yapıyordum. tiz çocuk seslerinden yılmış öğretmenin kafa dinleme hayaliyle ilk 2 dakikada verdiği bayramı çizin çocuklar sesiyle start verilmiş ve koşu başlamıştı. kan kırmızı boyalara uzanan eller beyaz kağıdı kan gölüne çevirmek için yarışıyordu. bazıları hiç kırmızıya dokunmamıştı. onlar bayram ziyaretlerini çizip kesilen hayvanı görmezden gelecek, her şiddet olayında kafalarını başka yöne vericeklerdi. bazılarının siyah boyaya uzandığını görüyordum. onlar benekli veya simsiyah dana kesmişlerdi muhtemelen. içiçe kıvrım yapmaya çalışanların dili de tıpkı kesilen hayvanlar gibi dışarı taşıyordu. bense kıvırkıvır bir elipsi dört tane çubukla ayaklandırıp her yeri kırmızıya boyuyordum. elinde bıçak tutan bir adam, alna ufak bir dokunuş ve tamamdı kendimi çizimim. öğretmene göstermek ve dersin devamında sağa sola salça olmak için ayağa kalkmıştım ki öğretmenden morgan freeman vari bir sesle resimlerinizi göstermenize gerek yok çocuklar haftaya bakarım sözü duyulmuştu ve yerime oturmamı sağlamıştı. dana ve koyun kesenlerin oranlarını aklımdaki pasta grafikte çizerken sanırım ilk defa kendime sormuştum o soruyu:

benim ne işim var lan burada?

24 Mayıs 2012 Perşembe

İz bırakanlar

Yalnızlık hangi kente düşse acımtrak bir tat bırakıyor. Arka fonda ağırlıklı İstanbul'un olması durumu biraz daha dramatize etmiyor değil.. Lise mezuniyeti için hazırlanmış alelade bir movie-maker videosu gibi dursa da şarkının içeriğinden hiç bir şey eksiltememiş.
Her dinlediğimde "can dostlarla"  beraber sabaha karşı 5 te söğüt ağacı altında, hafif rüzgardan üşümüş kollarla çalınan bir bağlama eşliğinde, ikinci öğretim yaşanan bir hayatın efkarlı ama bir o kadarda keyifli zaman dilimlerine açtırıyor gözlerimi.
Ne dostlar gidince can kalıyor ne de can gidince dostlar.. orası ayrı..  realiteye karşı her daim boynumuz kıldan ince,
olur öyle

7 Mayıs 2012 Pazartesi

Messi Vs. Hayrettin

   Messi ile karşı karşıya kalmış Hayrettin kadar çaresizim. Her karşılaştığımızda inadına kapadığım köşeye vuruyor. O vurdukça vurduğu köşede mesafeler uzuyor, zaman kısalıyor.Bile bile yiyorum ben de hep.

'Yapma!' diye bağırmanızın hiç bir yararı yok, ben yapmıyorum çünkü o yapıyor.
Attığı her adım malum sonuca biraz daha yaklaştırıyor ikimizi de.  Adımı o atıyor ben de yaklaşıyorum nedense. çaresizliğimi kırışmaya daha 50 senesi olan düzgün yüz hatlarında ayna gibi okuyorum, şifresiz hem de ne biçim.
Bütün 'fake' lerini de yiyorum üstelik. Hem de misler gibi.Sonunu bildiğim bu filmi bir kez daha izliyorum. Acıklı ama izliyorum işte lan.

Olaya Nasreddin Hoca da dahil olsun. Ulan Messi'nin hiç mi suçu yok? Hep yiyende mi kabahat?
Gülerken düşünememiş zihinler için, hiç bir zaman düşünememe yolunda ilerleyenlere bir selam da
ben çakayım en ünsüz halimle;
Beyninizde hiç mi kıvrım yok oğlum? Hayat bu kadar giriftken nasıl dümdüz oluyor onca yol?

Maymunun aynadaki götünü görmesinin ilk şahidiyim, bu yara cidden onu yaşatmaz!
Diyar diyar gezdiri mi bilemem, kefil değilim .
Aidiyet problemini, nüfus dairesinde çözmeye çalışanlara katılır belki de.
Mahalle muhtarı Ramazan amcayı yerinde bulabildiğim ilk günden beri bu dünyalıyım ben de herkes gibi, adresim var yerim yurdum belli hem.
Hem , oyunu olabildiğince adeletli oynuyorum, kaçtığım da yok biryerlere, hem küçücük bir köy haline gelen dünyada nereye kaçacağım? Plaza köpeklerine yem olurum kaçarsam.
Dayattığınız her şeyi de kabul ediyorum, boktan esprilerinize sırf insansınız diye gülmeye çalışıyorum, kağıda yazıp çöpe atmaya değmez sıkıntılarınıza teselli verirken şekilden şekile giriyorum, kendi Oscar'ımı kendime teslim ediyorum her seferinde,  haykırmıyorum hiç bir mallığınıza, insandır-noksandır, maldır-malaktır olur öyle diyerek ses etmiyorum.
Hayatta saçından ve işinden başka anlatacak şeyi olmayan gerizekalılıklara bile  katlanıyorum, katlanmasam cinnetim-cennetleri olacak, bir bok etmez hayatlarını ölüm gibi en anlamlı bir sona yaklaştıracağım diye korkuyorum içten.

Bir ağız dolusu siktirip gidin diyemeyişlerim, Hayatta birer ikame olarak yaşadığınızı kabullenmemden geçiyor, evet varlığınız lüzümsuz değil, inek  boku kadar anlamlı en az.
Hiç bir metafor yok burda, aynen yazıldığı gibi ve gerçek kıymeti kadar, inek boku.

Kapadığım köşe giderek büyüyor göz göre göre.
Kapamadığım köşe kimsenin umrunda değil, ben bile bilmiyorum o köşe matematiksel olarak neden küçülmüyor?
Doğru soruyu sormak doğru cevabı vermekten daha ehemmiyetli oluyor her zamanki gibi.
Ama milyon tane 'neden?' bir tane 'çünkü'  etmiyor.

Bu tezatı çözene tam 100.bin lira vereceğim.
(Bu kadar soru için bu kadar zaman az, çoğunu sallayarak işaretleyeceğiz beyler)


3 Mayıs 2012 Perşembe

Dağ ile Sohbet


Hastaymış Karakoç, Allah şifa versin O'na da hasta ruhlarımıza da...

Dağ ile Sohbet

Beyaz karlı, kara çamlı iri dağ                                                                                          
Heybet nedir, ne değildir? . De hele.
Geceleri yapayalnız kalınca
Uzlet nedir, ne değildir? . De hele.

Hiç başın ağrır mı, yoruldun mu hiç?
Birine küstün mü., darıldın mı hiç?
Sevdin mi, öptün mü, sarıldın mı hiç?
Hasret nedir, ne değildir, de hele.

Neşeyi ne tartar, gamı kim ölçer
Acı söz yarası kaç yılda geçer
Beklemek sancıdır, ayrılık hançer
Gurbet nedir, ne değildir? . De hele.

Düşlerine aldandın mı uykunun?
Kucağında büyüdün mü korkunun?
Taşınması zor mu zillet tokunun?
Dehşet nedir, ne değildir? . De Hele.

Ormanın var, pınarın var, kuşun var
Dört mevsimde bulut saçlı başın var
Bilmem amma bir uzunca yaşın var
Mühlet nedir, ne değildir? . De hele.

Abdurrahim KARAKOÇ
Suları Islatamadım(sh.96)