19 Şubat 2012 Pazar

hande yener den istiyorum teşekkürler

kamera çekiyor mu? hah tamam. başlayalım o zaman
irdeleyelim inceden:

tanıdın zannettin beni üç yılda : bir insan sevgilisini 3 yılda tanıyamayacaksa bu sevgilinin suçudur. sen 3 sene kendini benden sakla ondan sonra tanıdım zannedeyim. siktir git.

iyi günde sen, kötü günde sen
nasıl desem! teşekkürler, teşekkürler : kilyosa falan gitmiştik ama yağmura yakalanmıştık. sucuk mangal falan iyiydi. bunlar bile bundan daha vicdanlı bir söz. en azından yaşanmışlık var. 3 senedir yaşanmışlık falan yok. ben iyi günde yaşıyorum kötü günde yaşıyorum sen de oralardaydın.

ayrılık aşkın sessiz kardeşidir
kim kimin bilmem kalpte son eşidir
bunca yıl seninle geçti ve son kez
teşekkürler, teşekkürler, teşekkürler : ayrılık aşkın sessiz kardeşi, bir sokak kedisinin sessiz çığlığı, ağlayan palyaço falan işte. bir de teşekkürler, rica ederim falan.

ne yaparsan yap, her zaman iyi ol
ne olur durdur hüzününü
bilirim korkma ilk gün hep zordur
son lafım budur;
teşekkürler, teşekkürler. : böyle bir şey söyleyen insanın egosuna sokayım. ben gidiyorum diye çok çok üzüleceksin biliyorum, iyi ol, kib, aeo, bye. bilirim diye başlayan her cümledeki egoya da sokayım yeri gelmişken. he bilirsin, bir sen bilirsin zaar. her şeyi benden önce yaşadın falan ya.

ayrılıkta benden vazgeçemeyeceksin ama ben gidiyorum. üzülme tamam mı? kendine sakın bir şey yapma sakın. çok iyi ol falan gibi gövde gösterisi yapmaya çalışan megalomal insanlara ağız dolusu küfür ederken bunu slow müzikle sanki çok acı bir olaymış gibi gösteren hande yener e, bunu slow şarkıymışcasına çalan slowtürk e, slowtürkten başka radyo dinlemeyen servisçimize buradan el sallıyorum.

14 Şubat 2012 Salı

günde 15 doz sigaradan evvel

Kireç döküp yakmak istediğim anlar, anılar, insanlar ve insancıklar için,
gel gel gel diye şarkı yazıp; yeniyetme , anlamsız , lafıngelişi ve bir o kadar da boşbeleş duygulara pazarlanan, kafiyeli lafları sunan günü birlik şarkılara öyle değil böyle demek için,
bir ağız dolsu s.ktir git deyişlerimi , deyişlerimizi iletme zamanı


13 Şubat 2012 Pazartesi

renklere takılmadan dinlemek

Ne türkünün neden fincan üzerine kurgulandığını anlayabildim,
ne fincanın etrafındaki renklerden sonraki bahsedilen aksiyonları ilişkilendirebildim,
ne de Türküleri bu kadar sorgulamamın mantığını çözebildim.
kafiyeler de kısmen olmamış zaten..
ama her dinlediğimde beni de , benden de aldı götürdü


12 Şubat 2012 Pazar

Anlamsız günün gereksiz burukluğu

Sevgililer gününün gelmesinin hiçbirşey ifade etmemesinin gereksiz burukluğunun yaklaştığını hissediyorum...
geçse de kurtulsam

7 Şubat 2012 Salı

bi uyu uyan hele

Bi çaresi bulunur elbet diyerek geçmiş yıllar,
Bi çaresi bulunur elbet diyerek geçecek yılların habercisidir elbet.
Ulan her ne olursa olsun bi çaresi bulunur ya da bulunabilirse eğer, neden hala üzüntü yada keder kelimelerini her gün cümle içinde kullanıyoruz, hem de öznesi gizli değil iken?
Ölüyorsun, bi çaresi bulun elbet olmuyor da, ölenle ölünmez olup avuntuya devam ediliyor, sen duymasanda..
Madem her bokun bi çaresi varmış, ruhumu çarmıha germeyeydim iyiymiş..


1 Şubat 2012 Çarşamba

Tezatlar Anaforu

Madem tezatlarla yaşıyoruz
Madem noluyo lan! deyip sayıklıyoruz,
Madem Necip Fazıl'a özenilerek yazılmış bir şiir bile enfes olabiliyor
Madem "madem"lerle yaşıyoruz

o zaman..

Yokluğumun Resmi

Attığım her adım benden uzakta
Bastığım her yerde yokmuşum meğer
Çırpınırken 'ben' denilen tuzakta
'Ben' bana saplanan okmuşum meğer..

Aklım kumsal iken, ben toz paresi
Çıktıkça yükseğe, alçalır oldum..
Düşündüm, derdimin nedir çaresi
Susarak konuşmak, sonunda buldum..

Esrarlı vuslata bir adım kala
Hasretin vecdiyle, ben kement attım
Yürekte boğulmak, ne güzel bela
Battıkça kurtuldum, çıktıkça battım..

Görünmez cevheri buldum diyerek
Körlüğü kör ettim, deli bir taşla
Bilmeyi bilmeden, bildim diyerek
Boşluğu doldurdum, dolu bir boşla..

Nasılların sebebini sorarken
Sualimi cevapladım niçin'de
Çokluğumda yokluğumu araken
Yalnız kaldım yığınların içinde..

Satır, satır böldü beni heceler
Her kırkımı, kırka yardım savuştum
Boşluğumu kucakladı geceler
Sessizlikte, gürültüyle boğuştum..

Var'da yoku, haykırırken her seda
Aklım ki, aklımı başımdan aldı
O'na gidiyorum, bana elveda
Sonsuz olan sona, bir nefes kaldı..

****Uğur Işılak

ve madem tezattan bahsettik, arka fonda da yorum çalsın

savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye,
zaman ki sana hasta oldu; incelikli haytasın.
nüksederken raksına mahallenin maşallahı, eyvallahı...
güzelleş be oğluuum! şimdilik ölümüne kadar hayattasın.

şimdilik ölümüne kadar hayattasın.

29 Ocak 2012 Pazar

Acıya Gülmek

öpüyorsam ayrılığı gözünden
söküyorsam yüreğimi göğsümden
geçiyorsam gözlerinin içinden
sana olan sevdamdandır bilesin
geçiyorsam bir çiçeğin özünden
sana olan sevdamdandır bilesin

meğer ne yalnızız insan olmuşsak
yaprak gibi dalda sessiz solmuşsak
yeri gelmiş acıya da gülmüşsek
sana olan sevdamdandır bilesin
yeri gelmiş ayrılığa gülmüşsek
sana olan sevdamdandır bilesin

biliyorum sen yine
parmak uçlarında üşüyorsun.
aramızda kıvrılıp yatan uzaklığa inat, ayaklarınla kasıklarımın kasırgasını,
ellerinle yüreğimde yaktığın ateşi düşlüyorsun.
sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta
ve çırılçıplak bir ırmağa dönüşüyoruz yatağımızda.
apansız pencerende gülümsüyor güneş, ne güzel!
bütün parmakların tıkır tıkır işliyor.
iştahla biliyorsun, yaşamaktır aşk
geceyle gündüzün sessiz geçişimidir bir uyku boyunda
delice bir yangın parmaklarının buzulunda
ah şahrud,
her yerimiz nasıl da şaşırıp kalmaya istekli...

karşılıksız sevebilmekse sevda
gerçek seven küle dönmüş her çağda
elim kolum bağlanmışsa kıyında
sana olan sevdamdandır bilesin
seydunayım gebermişsem kıyında
sana olan sevdamdandır bilesin

28 Ocak 2012 Cumartesi

Sevgili Yıllık (0-1)

Sevgili yıllık,
bu sana ilk seslenişim, hatta herkese ve herşeye...
Kendimce merhaba deyişim, herkesin ağlayışıma gülmesi falan...
Dünyanın en güvenli yerini terkedip ne olduğunu bilmediğim bir yere açıyorum gözlerimi..
Deli gibi ağlıyorum, kimse anlamıyor. Çok sonraları çokca yaşayacağım bu manzaraya idman yapıyorum!
Dünyanın en merhametli,şefkatli,samimi ve tam anlamıyla 'içten' yerini bırakıp da geldim.
Bu yeni geldiğim yerin kahpelik ve yavşaklıklarla dolu olduğunu çok sonraları algılayacağım için şimdiden mevzu bahis yapmaya gerek yok,bahsedecek uzun yıllarım olacak daha hem...
Hiçbir boktan şeyi umursamayıp yatıyorum gece gündüz,miss..
Herkes etrafta dolaşıp kendi meşrebince şirinlikler falan yapıyor,anlamıyorum..
Çok sonraları yine anlamayacağıma o zamandan eminim ama..
Tam anlamıyla yiyip içip yatıyorum,sonra sonra dişler çıkıyor kemiriyorum falan..
Gelen giden beni öpüyor .. Tanımıyorum henüz ama seviyorlar falan,yine anlamıyorum..Sanırım birşeyleri anlamak için çok erken..Bekleyip görelim modunda anlamsızca bekliyorum, henüz bir kaktüsten pek farkım yok..az daha büyürsem daha anlamlandırabilirim herşeyi ümidiyle yatmaya devam

26 Ocak 2012 Perşembe

anlayınca ne oluyorsa?

herkes anlayabildiği kadar yaşar,
ve anlayamadığı şeyleri umursamadan ölüp gider...

24 Ocak 2012 Salı

Yorgan, Allahsıza kadar sığınak..

“Kim ne derse desin, mutlu insanın en mutlu anı, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın en mutsuz anı, uykudan uyandığı andır. İnsan hayatı, bir tür hata olmalı.”
(Schopenhauer)

20 Ocak 2012 Cuma

belki böyleydi bi zamanlar

o kadar güzelsin ki nasıl demesem
yani işte susunca çıkmayan her şey sensin[*]

19 Ocak 2012 Perşembe

evreka!

günde sekiz saat boyunca yemek yiyemezsiniz. sekiz saat boyunca hiç durmadan bir şeyler içemezsiniz. sekiz saat boyunca seks yapamazsınız. ama sekiz saat boyunca hiç durmadan çalışabilirsiniz.
işte insanlığın mutsuzluğuna neden olan en büyük şey budur…

18 Ocak 2012 Çarşamba

Korkarım bilmiyor

Henüz gelmedin.

Ne yol biliyorsun ne de iz. Ajandanda işaretli tarihler arasında yerim, telefon rehberinde önceliğim yok hala.

Zamanım ve “KİMLİĞİM” belirsiz. Ben kimim senin gözünde neyim?

Sen kendi yaşam öykünde sana biçilmiş rolünü oynamaya devam ediyorsun her zamanki gibi. Aynı yoldan işe gidip geliyorsun hergün, alışveriş yaptığın mağaza, mahalle bakkalın, faturalarını yatırdığın banka, haftasonu takıldığın alemci tayfan, haftada bir yaptığın aile ziyaretlerin aynı.

Ya ben kaybettim her şeyimi içimde tanımlayamadığım kimlik yüzünden, koynunda uyuduğum annem yok artık, elini öpeceğim babam. Çok uzakta bir hasret yüreğimi kanatan tamir olmaz bir yara ve anlamsız bir hayat…

Arada bir gözlerini tüm bu dış dünyadan alıp içine çevirdiğinde, dalıp gittiğinde sessiz, bir şey olacağına dair tuhaf bir ürperti duyuyorsun. Bilinmezliğin çekici ama bir o kadar da ürkütücü yanı içini yakıyor.

Silkiniyorsun hemen bu tuhaf duygudan kurtulmak için. Bir yolculuğun başında olduğunu biliyorsun. Ama yerin henüz ayrılmamış. Kalkış saati belirsiz.

Adım adım yaklaşıyorsun, kıyılarında dolaşıyorsun, diğer yanı olacağın yaşamın, ortağı olacağın düşlerin…

Henüz gelmedin.

Meraklanma, bir kulağım kapıda bekliyor değilim zaten. Acelesi yok.

Senin buldum sanarak yaşadığın hayalkırıklıkların, benim beklerken büyüttüğüm sancılar geçmedi daha. Yenidir. Ve olmadığı kadar derin. Bırak iyileşsin önce yüreklerimiz, sızısı dinsin acıyan yanlarımızın, tedavi edelim kendimizi önce.

Eksik yanlarımızı tamamlayalım, fazlalıklarımızı törpüleyelim. Bizden önceki öyküleri bitirelim mesela. Son noktaları koyalım. Aramızda yeri olmasın yarım kalmış cümlelerin, tamamlanmamış hayatların, cevapsız soru işaretlerinin.

Başka öykülerden alıntılar yapmayalım, başkalarının kelimelerini sarf etmeyelim birbirimize. Sadece bizim öykümüz olsun, şu anda kağıda dökülen. Tek kahramanları senle ben olsun. “Biz” olalım…

Hazır olalım hem hayata, hem de birbirimize. Güzel bir bahar gününde, aynı kaldırımdan geçerken yanyana mesela, birbirimizi es geçmeyelim. Kaçırmayalım gözlerimizi. Başlamadan bitirmeyelim yaşanacakları. Bizimki birbirimizi bulamadığımız, bulunca da birbirimizi vakitsizce harcadığımız kısacık bir aşk öyküsü olmasın.

Henüz gelmedin gelmeyeceksin de…

Geldiğinde ıslık çalmana gerek yok. Ya da kapıya şifreli vurmana. Sen vakti geldiğinde, sessizce karşıma çık yeter.

Yüreğim bilir.
*Harun Köksal

16 Ocak 2012 Pazartesi

Benim de

Acıları dev aynasında büyüten rezil bir hassasiyetim var(Cemil Meriç)

'Adıyaman' lardan biri

Adıyamanlı birsürü güzel türkü var, onlardan biri bu da

14 Ocak 2012 Cumartesi

Belki de budur

Hayatı kalabalıklaştırdıkça içinde kayboluyorsun.Kendi kalabalıklarının arasında kutsallarını yitirdin(*)

9 Ocak 2012 Pazartesi

Bakarsın aldanmışsın

Yolların Sonu
Bu gün yollanıyorken bir gurbete yeniden
Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.
Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
itler bile gülecek kimsesizliğimize

Gidiyorum: gönlümde acısı yanıkların...
Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda.
Dün benimle birlikte gülen tanıdıkların
Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda.

Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz;
Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağına.
Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin
Değişilir topuda bir sokak kaltağına.

İster düşün... Kendini ister hayale kaptır...
Uzar uzar, çünkü hiç sonu yoktur yolların.
Bakarsın aldanmışsın, gördüğün bir seraptır
Sevimli bir hayale açılırken kolların
H.Nihal Atsız




aslında şarkının şiirle hiç alakası yok
şiir mi? aslında herşeyle alakalı, ne zaman okursan oku mutlaka bi yolun sonundasın
olsun şarkı vurucu ama..

6 Ocak 2012 Cuma

Feryada gücüm yok

şarkılardan dünya klasikleri olacaksa, en önde bağıra bağıra gitmeli.
yok olmuyorsa,bir kitap yazıp içini şununla doldurup;
"can demek sen demek, gel de gör bende mi?"

akabinde nobel ödülünü dayamak gerek.nobelin şarkı kategorisi yok diyosan, tüm dallardaki ödülleri vermeli.

kutsal öğretiler barındırıyor gibi o muhteşem sesle birleşince,
ya da içimdeki tüm boşlukları doldurdu, hem de tamamı doğru şekilde.

uykuyu tam almışken, gündüz, keyifliyken, ya da sigarasızken dinlememek gerek.
adamsın...