1 Şubat 2012 Çarşamba

savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye,
zaman ki sana hasta oldu; incelikli haytasın.
nüksederken raksına mahallenin maşallahı, eyvallahı...
güzelleş be oğluuum! şimdilik ölümüne kadar hayattasın.

şimdilik ölümüne kadar hayattasın.

29 Ocak 2012 Pazar

Acıya Gülmek

öpüyorsam ayrılığı gözünden
söküyorsam yüreğimi göğsümden
geçiyorsam gözlerinin içinden
sana olan sevdamdandır bilesin
geçiyorsam bir çiçeğin özünden
sana olan sevdamdandır bilesin

meğer ne yalnızız insan olmuşsak
yaprak gibi dalda sessiz solmuşsak
yeri gelmiş acıya da gülmüşsek
sana olan sevdamdandır bilesin
yeri gelmiş ayrılığa gülmüşsek
sana olan sevdamdandır bilesin

biliyorum sen yine
parmak uçlarında üşüyorsun.
aramızda kıvrılıp yatan uzaklığa inat, ayaklarınla kasıklarımın kasırgasını,
ellerinle yüreğimde yaktığın ateşi düşlüyorsun.
sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta
ve çırılçıplak bir ırmağa dönüşüyoruz yatağımızda.
apansız pencerende gülümsüyor güneş, ne güzel!
bütün parmakların tıkır tıkır işliyor.
iştahla biliyorsun, yaşamaktır aşk
geceyle gündüzün sessiz geçişimidir bir uyku boyunda
delice bir yangın parmaklarının buzulunda
ah şahrud,
her yerimiz nasıl da şaşırıp kalmaya istekli...

karşılıksız sevebilmekse sevda
gerçek seven küle dönmüş her çağda
elim kolum bağlanmışsa kıyında
sana olan sevdamdandır bilesin
seydunayım gebermişsem kıyında
sana olan sevdamdandır bilesin

28 Ocak 2012 Cumartesi

Sevgili Yıllık (0-1)

Sevgili yıllık,
bu sana ilk seslenişim, hatta herkese ve herşeye...
Kendimce merhaba deyişim, herkesin ağlayışıma gülmesi falan...
Dünyanın en güvenli yerini terkedip ne olduğunu bilmediğim bir yere açıyorum gözlerimi..
Deli gibi ağlıyorum, kimse anlamıyor. Çok sonraları çokca yaşayacağım bu manzaraya idman yapıyorum!
Dünyanın en merhametli,şefkatli,samimi ve tam anlamıyla 'içten' yerini bırakıp da geldim.
Bu yeni geldiğim yerin kahpelik ve yavşaklıklarla dolu olduğunu çok sonraları algılayacağım için şimdiden mevzu bahis yapmaya gerek yok,bahsedecek uzun yıllarım olacak daha hem...
Hiçbir boktan şeyi umursamayıp yatıyorum gece gündüz,miss..
Herkes etrafta dolaşıp kendi meşrebince şirinlikler falan yapıyor,anlamıyorum..
Çok sonraları yine anlamayacağıma o zamandan eminim ama..
Tam anlamıyla yiyip içip yatıyorum,sonra sonra dişler çıkıyor kemiriyorum falan..
Gelen giden beni öpüyor .. Tanımıyorum henüz ama seviyorlar falan,yine anlamıyorum..Sanırım birşeyleri anlamak için çok erken..Bekleyip görelim modunda anlamsızca bekliyorum, henüz bir kaktüsten pek farkım yok..az daha büyürsem daha anlamlandırabilirim herşeyi ümidiyle yatmaya devam

26 Ocak 2012 Perşembe

anlayınca ne oluyorsa?

herkes anlayabildiği kadar yaşar,
ve anlayamadığı şeyleri umursamadan ölüp gider...

24 Ocak 2012 Salı

Yorgan, Allahsıza kadar sığınak..

“Kim ne derse desin, mutlu insanın en mutlu anı, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın en mutsuz anı, uykudan uyandığı andır. İnsan hayatı, bir tür hata olmalı.”
(Schopenhauer)

20 Ocak 2012 Cuma

belki böyleydi bi zamanlar

o kadar güzelsin ki nasıl demesem
yani işte susunca çıkmayan her şey sensin[*]

19 Ocak 2012 Perşembe

evreka!

günde sekiz saat boyunca yemek yiyemezsiniz. sekiz saat boyunca hiç durmadan bir şeyler içemezsiniz. sekiz saat boyunca seks yapamazsınız. ama sekiz saat boyunca hiç durmadan çalışabilirsiniz.
işte insanlığın mutsuzluğuna neden olan en büyük şey budur…

18 Ocak 2012 Çarşamba

Korkarım bilmiyor

Henüz gelmedin.

Ne yol biliyorsun ne de iz. Ajandanda işaretli tarihler arasında yerim, telefon rehberinde önceliğim yok hala.

Zamanım ve “KİMLİĞİM” belirsiz. Ben kimim senin gözünde neyim?

Sen kendi yaşam öykünde sana biçilmiş rolünü oynamaya devam ediyorsun her zamanki gibi. Aynı yoldan işe gidip geliyorsun hergün, alışveriş yaptığın mağaza, mahalle bakkalın, faturalarını yatırdığın banka, haftasonu takıldığın alemci tayfan, haftada bir yaptığın aile ziyaretlerin aynı.

Ya ben kaybettim her şeyimi içimde tanımlayamadığım kimlik yüzünden, koynunda uyuduğum annem yok artık, elini öpeceğim babam. Çok uzakta bir hasret yüreğimi kanatan tamir olmaz bir yara ve anlamsız bir hayat…

Arada bir gözlerini tüm bu dış dünyadan alıp içine çevirdiğinde, dalıp gittiğinde sessiz, bir şey olacağına dair tuhaf bir ürperti duyuyorsun. Bilinmezliğin çekici ama bir o kadar da ürkütücü yanı içini yakıyor.

Silkiniyorsun hemen bu tuhaf duygudan kurtulmak için. Bir yolculuğun başında olduğunu biliyorsun. Ama yerin henüz ayrılmamış. Kalkış saati belirsiz.

Adım adım yaklaşıyorsun, kıyılarında dolaşıyorsun, diğer yanı olacağın yaşamın, ortağı olacağın düşlerin…

Henüz gelmedin.

Meraklanma, bir kulağım kapıda bekliyor değilim zaten. Acelesi yok.

Senin buldum sanarak yaşadığın hayalkırıklıkların, benim beklerken büyüttüğüm sancılar geçmedi daha. Yenidir. Ve olmadığı kadar derin. Bırak iyileşsin önce yüreklerimiz, sızısı dinsin acıyan yanlarımızın, tedavi edelim kendimizi önce.

Eksik yanlarımızı tamamlayalım, fazlalıklarımızı törpüleyelim. Bizden önceki öyküleri bitirelim mesela. Son noktaları koyalım. Aramızda yeri olmasın yarım kalmış cümlelerin, tamamlanmamış hayatların, cevapsız soru işaretlerinin.

Başka öykülerden alıntılar yapmayalım, başkalarının kelimelerini sarf etmeyelim birbirimize. Sadece bizim öykümüz olsun, şu anda kağıda dökülen. Tek kahramanları senle ben olsun. “Biz” olalım…

Hazır olalım hem hayata, hem de birbirimize. Güzel bir bahar gününde, aynı kaldırımdan geçerken yanyana mesela, birbirimizi es geçmeyelim. Kaçırmayalım gözlerimizi. Başlamadan bitirmeyelim yaşanacakları. Bizimki birbirimizi bulamadığımız, bulunca da birbirimizi vakitsizce harcadığımız kısacık bir aşk öyküsü olmasın.

Henüz gelmedin gelmeyeceksin de…

Geldiğinde ıslık çalmana gerek yok. Ya da kapıya şifreli vurmana. Sen vakti geldiğinde, sessizce karşıma çık yeter.

Yüreğim bilir.
*Harun Köksal

16 Ocak 2012 Pazartesi

Benim de

Acıları dev aynasında büyüten rezil bir hassasiyetim var(Cemil Meriç)

'Adıyaman' lardan biri

Adıyamanlı birsürü güzel türkü var, onlardan biri bu da

14 Ocak 2012 Cumartesi

Belki de budur

Hayatı kalabalıklaştırdıkça içinde kayboluyorsun.Kendi kalabalıklarının arasında kutsallarını yitirdin(*)

9 Ocak 2012 Pazartesi

Bakarsın aldanmışsın

Yolların Sonu
Bu gün yollanıyorken bir gurbete yeniden
Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize.
Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden
itler bile gülecek kimsesizliğimize

Gidiyorum: gönlümde acısı yanıkların...
Ordularla yenilmez bir gayız var kanımda.
Dün benimle birlikte gülen tanıdıkların
Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda.

Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz;
Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağına.
Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin
Değişilir topuda bir sokak kaltağına.

İster düşün... Kendini ister hayale kaptır...
Uzar uzar, çünkü hiç sonu yoktur yolların.
Bakarsın aldanmışsın, gördüğün bir seraptır
Sevimli bir hayale açılırken kolların
H.Nihal Atsız




aslında şarkının şiirle hiç alakası yok
şiir mi? aslında herşeyle alakalı, ne zaman okursan oku mutlaka bi yolun sonundasın
olsun şarkı vurucu ama..

6 Ocak 2012 Cuma

Feryada gücüm yok

şarkılardan dünya klasikleri olacaksa, en önde bağıra bağıra gitmeli.
yok olmuyorsa,bir kitap yazıp içini şununla doldurup;
"can demek sen demek, gel de gör bende mi?"

akabinde nobel ödülünü dayamak gerek.nobelin şarkı kategorisi yok diyosan, tüm dallardaki ödülleri vermeli.

kutsal öğretiler barındırıyor gibi o muhteşem sesle birleşince,
ya da içimdeki tüm boşlukları doldurdu, hem de tamamı doğru şekilde.

uykuyu tam almışken, gündüz, keyifliyken, ya da sigarasızken dinlememek gerek.
adamsın...


20 Aralık 2011 Salı

Okunası Kitap(3)-Kraliçenin Pireleri

Hayatın çelişkilerle dolu olduğu gerçeği ile yola çıkıp, her köşebaşında bunu basit örneklerle avucumuza zorla sıkıştıran bir kitap 'Kraliçenin Pireleri'.
Aşka,hüzne,çelişkiye,yorgunluğa,mahçupluğa,eksikliğe,tekdüzeliğe,umuda,klişeye,yavşaklığa,suçluluğa ve hasılı insan dair ne varsa mutlaka temas ediyor biryerlerden.
"sorun şu ki Tanrım, gömleğim önden yırtıldı" yazısı ile Nuh tufanına açıyorsunuz gözlerinizi, mahcubiyetten, saflığın yitirilmişliğinden...
kitap bir şarkıysa türü kesin arabesk, ufaktan rendeliyor içinizi..

-kitaptan bir bölüm-
kalbime sıkışmış bir hayvan içimden kemiriyor bedenimi. sık sık uyanmam bundan gece yarıları. çalan her telefondan ürküyorum. yastığımla başımı kapatıp kurtulmaya çalışıyorum. söyleyebileceğim hiçbir şey yok. artık buradan gitmelerini ve başka kâbuslara düşmelerini diliyorum.
bu gecenin hiç bitmeyeceğinden korkuyorum. yaşlı kadınların hayatlarını çalıyor kargalar. her sabah evlerin önünde siper tutuyorlar. işte böylesi endişeler çınlıyor kulaklarımda. böylesi gereksiz, böylesi saçma.
tanrım biliyorum senden çok şey istiyorum.
ve biliyorsun ki artık bir başkası yok.
ve biliyorsun ki kalbim yarılacak.
biliyorsun ki geceler uzamaya başladı.
biliyorsun ki,
“yalnız hüznü vardır, kalbi olanın.”

19 Aralık 2011 Pazartesi

Zeynebim

Erkan Oğur bu türküyü her söylediğinde, aslında o kadar da kötü  ve samimiyetsiz bir dünyada varolmadığımıza olan inancım artıyor. Biraz Zeynep'e aşık olup sonra gelin olmasına hüzünlenirken buluyorum kendimi.

saf aşkın , sevginin, konsantre halini Zeynep üzerinden yanıbaşımızda mırıldanıyor. hüzünlendirirken bile ümit zerkediyor

12 Aralık 2011 Pazartesi

Bir kuş giderken neler götürebilir ki yanında?

Her sabah pencerenin kenarına konan kuş artık gelmez olmuştur.Bayat ekmek kırıntıları,alıngan bir kuşun geride bıraktığı son parçalardır.Kimbilir hangi hoyratlığına alınıp gitmiştir buralardan.
Birkaç sabah daha merakla pencerenin kenarına baktığınızda,kırıntılar hâlâ oradaysa,küçük bir iç burkuntusu hepsi o kadar...

Bir kuş giderken neler götürebilir ki yanında?

Oysa bir sevgili giderken pek çok şeyi alıp gitmiştir.
Utangaç ilk dokunuşları,
akşam vakti sinema çıkışında yağmura yakalandığınızdaki sarılmaları,
kimi sayfalarındaki satırların altı çizili şiir kitaplarını,
telefon konuşmalarındaki ağlayışlarını,
soğuk bir havada boynuna doladığın ve onun kokusu sinmiş kaşkolu,
karşılıklı içilen kahvelerin değişmez fincanlarını,
filmlerden ezberlediğiniz ve birbirinize söyleyip durduğunuz replikleri,
arkadaşlarınızla birlikteyken kaçamak olarak birbirinize fırlattığınız şehvetli bakışları,
doymamacasına dinlediğiniz bir Ortadoğu ezgisini,
Balat sokaklarına gizlediğiniz gülümsemeleri,
sık gittiğiniz bir lokantanın kokusunu,
evlenince ilk hafta yapılacak yemekler listesini,
simidin yanında şekersiz içilen çayları,
minicik ağızlarıyla kurşun emen çocukların acısıyla burkulan yüreğini,
tülbendine,hain bir bombardımanda ölen kocasının kanı bulaşmış ve ağlayıp duran kadının hüznüyle kan çanağına dönmüş güzel gözlerini,
bir ebru deseninden ayırt edilemeyecek ellerini,
unutulmuş bir randevudan kopan tartışmaları,
kendi elleriyle yaptığı ve tuzun fazla kaçtığı bir yemeği tadarkenki yüz buruşturmalarını,
her gece ayın şekline bakıp verdiği yeni isimleri,
saçlarını çiçek tarlasına dönüştüren minik tokaları,
çocukluğundan beri sakladığı ve artık parçalanmaya yüz tutmuş,sağından solundan ipler sarkan bez bebeği,
solgun gecelerin ayazında birlikte edilen duaları,
hayata ve insan olmaya dair bitimsiz konuşmaları,
küçük sakarlıkların ardından gözlerimizden yaşlar getiren kahkahaları,
sokak lambasının neşeli ışığıyla paylaşılan yalnızlıkları,
cızırtılı bir radyoda çalan şarkıya dans ederek eşlik edişleri,
bazı satırlarındaki mürekkebi gözyaşlarıyla dağılmış mektupları,
lunaparkta bindiğiniz atlıkarıncadan birbirinizin elini tutma isteğini ve çocuklarınkine karışmış neşeli bağırışları,
gözden uzak,eski,küçücük bir caminin,içinde birkaç yaşlının oturupta ölümü beklediği avlusundaki hevesli sözleri,
sudan sebeplerle edilen bir kavganın ertesinde özür dileyebilmek için bahane aramaları ve mahçup bakışları,
kaybettiğimiz iyi dostları anarken gözlerinin dolup dolup taşmalarını,
onun yüzü,bakışları,elleri,hüznü,sevinci,hayatınıza girdiği ilk andan itibaren yaşanılan her ne varsa alıp gitmiştir sevgili.

Bir sevgili gittiğinde,ona baktığınız gözlerinizi de alıp gitmiştir.

Bir sevgili gittiğinde,altında onunla dolaştığınız gökyüzünü de alıp gitmiştir.

Bir kuş,bir sevgili...

İnsan kaybettikleriyle insandır.

**Tarık TUFAN**

6 Aralık 2011 Salı

Beni yeniden doğur

Seni görmem gerekiyor anne...

Önce ellerimi tut. Sonra senden başka kimseler bilmesin burada olduğumu. Ne cevap ver çalan telefonlara, ne de çalınan kapıları aç. Farketmesin hiç kimse evde olduğumuzu. Koyu bir sessizlikte gizleyelim varlığımızı.

Sen bana çocukken gizlendiğim odalardan bahset. Kaçtığım sokak köşelerini, uzun uzun arayışlarını, bulunca içtenlikli sarılışlarını anlat. Benimse gizlenmekten vazgeçmeyişlerimi. Ben sana gidemediğim ülkelerden söz edeyim. Rüyalarımda tam kaçarken bacaklarımın tonlarca ağırlaştığını, adım atamadığımı, yakalandığımı, terlediğimi anlatayım. Sen bütün rüyalarımı hayra yor.

Ellerini saçlarımın arasında gezdir. Gözlerimin üzerinde gezdir ellerini. Yaralarımın üzerinde gezdir, ellerin şifa olsun. Çocukken dizlerimde bir türlü geçmeyen, acı veren yaralarımın nasıl iyileştiğini anlat. Ben görünmeyen yaralarımı anlatayım.

Benim için kaygılan, acı çek, tedirgin ol, gözlerin dolsun...

Benim için yalan söyle, telaş et, ağla.

Ben sana pişmanlıklarımı anlatayım. Sen yargılamadan teselli et. Gözlerimi kaçırayım gözlerinden, utanayım. Ellerinle tut yüzümü, gözlerini gözlerine çevir. Soluklarını hissedeyim yüzümde. Sesin dua olsun, yüzüme üfle.

Ellerimi tut, senden başkası bilmesin burada olduğumu. Her kapı çalınışında tedirgin olayım. Başımı göğsüne yasla, eskiden kalma bir türküye sığınalım.

Sen bana yol ol. Bütün tuzaklardan emin olayım.

Sen bana sabah ol. Bütün karanlıklardan emin olayım.

Sen bana tövbe ol...

Bana yeniden gebe kal. Yeniden sancılar çek gece yarılarında. Beni yeniden doğur. Masumiyeti hatırlat. Günahlarımdan sıyrılayım.

Sen Meryem ol, ben İsa olayım.

Susayım doğar doğmaz, hiç konuşmayayım. Yıllar geçse de konuşmayayım.

Sükutum senin günahın olsun. Seni, benim yerime çarmıha gersinler.

Korkularım tüketsin beni. Sana ihanet edeyim, sen yine de beni affet.

Ben gözlerimi gözlerinden kaçırayım. Sen ellerinle tut yüzümü gözlerimi gözlerine çevir. Utanayım utangaçlığım ölümüm olsun. Gözyaşı olalım ikimiz de.

Bana kaybettiklerimi buldur. Benim için dizdiğin tespih tanelerini anlat. Uğruna gözlerini verdiğin ince tığ işlerini. Birlikte sırtladığımız çuval dolusu kazak yakalarından kazandığımız paralarla bana aldığın fiyakalı spor ayakkabılarını, eşofmanlarımı anlat.

Ben sana, çalıştığım atölyelerde en çok seni özlediğimi anlatayım. Aldığım haftalıklara elimi bile sürmeden sana getirmek için koştuğumdan söz edeyim. Senin her söylediğine nasıl inandığımı anlatayım.

Bana geçmişi anlat ama zamandan merhametli ol bana.

Ellerini yüzümde gezdir.

Sen benim yaşamımın en bilge yüzüsün.

Beni yeniden doğur...

Tarık Tufan

4 Aralık 2011 Pazar

Okunası Kitap(2)-Yavaşla

Hızlı olan, hızla tüketilen, çabuk vazgeçilen,
muhabbetler, alışkanlıklar ve ilişkiler.
Modern hayatın kendisi gibi bireyler peydahlaması,
hızlı yaşayıp genç ölmeye çalışan, ve malesef bunu başaran, ama asıl görmesi gerekenleri malum hızından dolayı ıskalayan, samimiyetsiz ve içi boşaltılmış hayatları kutsayan bir zümre oluşturdu.
bize ait olan her ne varsa bırakıp, dönemin yavşak öğretilerini cilalayıp özümsedik.
sakince durup düşünme fırsatı vermedi bu öğretiler bize, koşup koşup yorulduk.
oysa herşeyin daha basit bir açıklaması olmalıydı, ve vardı da;
kitapta da sıklıkla vurgulandığı gibi;
yavaş güzeldir!

Kemal Sayar, yavaş yavaş ,sakin ve olması gerektiği gibi yaşayalım diye kaleme almış.
Yavaşla!